yükseklerden uçsan da, bana hava atsan da…

5 02 2006

Bu ara saçma üstüne saçmalıkların yaşandığı zalak iş yerimde, saçma şarkılara -ellerini kollarını sallayan, mırıldanan bir kitle var- tanık olmaktayım zorla, inatla. İyi dinleyiciyimdir ayrıca eklemek isterim, söyleyiciliğimin yanında. Bu şarkılar neden ve kime yazılır. Kim dinler, dinlerken ne hisseder? (kimin dinlediği malumdur) Aşk bu mudur, bu da değişik bir söylenişi midir, evet budur, bu şekildedir diyosanız “Allah topunuzun belasını versin” diyesim geliyo alınmayın, ya da alının, Kasımpaşa’dan aşağı. Buyurun…

Ebru Yaşar Rulaz…

Düştük kalktık çoğu zaman
Geldik buraya kadar
Şartlar neolursa olsun
Sevdik sonuna kadar
Şaştım kaldım bu işe
Aklım ermedi
Saygısızlık diz boyu
Hiç sonu gelmedi

Aşkımız buraya kadar ah
Aşkımız buraya kadar

Yükseklerden uçsanda
Bana hava atsanda
Hatta kapris yapsanda
Bitti buraya kadar
Kaf dağını açsanda
Destanlar yazsanda
Artık sabrım kalmadı

Aşkımız buraya kadar ah

ekinler dize kadar daha duygusal ve anlamlı kardeşim, yalansa yalan

Saygıyla…ARZ modumdayım…





BeterBöcek

18 11 2005

Tim Burton fanlığının verdiği bişi midir, birden çıkan bişi midir bilinmez ama grubumun, grubumuzun adı BeterBöcek olmuştur. Güzeldir, hoştur, kanım zaten sıcaktı kendisine ama iice ısınmıştır, belirtilir.

Hayırlı ve de uğurlu ola.

http://beterbocek.garaj.org





Lem! Çok mu zekiyim nedir? Sus ta otur aşağı…

24 10 2005

Einstein’ a olan aşkımı beni tanıyanlar bilir. Hayranlık ötesi bi durum söz konusu olan. Popçu Tarkan’a, Brad Pitt’e, mankene, oyuncuya, şarkıcıya duyulan cinsten değil. Sözlerinin, üslubunu tümleştirebilip te sunan, “söylem” kelimesini en severek kullandığım kişi. Böyle bir erkekle karşılaşabileceğimi düşünmek korku veriyor. “Aşık olma” modunu yakalarım sanırım. Ama imkansız herhalde. “Çok zeki diye di mi” demeyiniz ki Jim Morrison (belki alakasız ama Jim daha zeki midir acep die denemişler) ve çevrede bulunan birçok insanın kendisinden 2 kat daha zeki olduğu ispatlanmıştır. “Kafayı kullanma, doğru yere doğru odaklanıp üretme ve yaratma” yetisine tapmaktayım. Bu da böyle bişi işte. N’apalım yani…

Bu arada iyikidoğmuşumben, bi yaş daha atmışım ne önemi varsa. hadi bakalım.





BASIN ! toplantısı

29 05 2005

Basın toplantısı. Yine yine yine. Akşama kadar kastığım, içinde boğulduğum editliklerim ve çevirilerimden sonra iyi gelse de “bir iş, must” olması darıyo işte. (Türkçe’me ediyim)Ukalalık fln denmesin. Kokoş modunda akşama kadar bilg. başında kelime haznesinden öte gitmeyen, kasınç ötesi 80 kelimeli İngilizce paragraflara sahip literatüre ek, zoraki gülüş dağıttığım, pis yiyici sosyete kısmı ve beleşçi eşantiyon zihniyetli yılışık basın mensuplarından sıkılmamanın imkanlı olduğunu sanmıyorum. Topuklularla hem röportaj, hem çekim, hem de yeme-içme-dinleme olmuyo. En çok ödüllü basın toplantıları.. Puuffzzz.. Bu iğrençliklerden bahsetme rahatlığına kapak olacak bişi olan, toplantıların birinde saçmalıklara dellenip, üzerinde eşek kadar BASIN yazan sarı kartımı yere koyup, “hadi basın hadi” dediğimi unutamıcam. Orada bulunan zalakların da unutabileceğini sanmıyorum. Ya ben zalak mıyım? Belkii. Neyse.

Hem nedir ki basın toplantısı, lansman ve relansman denen şeyler? Paralı kısmın oturttuklarını sandıkları alakasız kurumsal kimlikli ifadeleriyle birlikte, yaptıkları ve yapacakları vaatleriyle, basına ve zalak topluluğa bir sundurma, yaptırım, empoze tatmini kanımca. Her defasında (istisnalar hariç) hiç bir zaman etkili olamayacağını görmenin yanında, ileride içinde bulunabileceğim şirketlerin bu zalaklardan oluşabileceğini düşündükçe, işin basın toplantısı, kurumsal kimlik, reklam YAPMA kısmına geçesimi engelleyemiyorum. Öğrencilikte bir zamanlar bir kısım içinde bulunsam da, Bill Bernbach’ı ruhuma sindirmeyi başarabildiğime inanabilsem de, bu hissiyatın mimarlık ve mimar olmak kısmımı aşacağını sanmıyorum.

Amaaann istemiyorumm.





ÖSS Sınavı (anlam bozukluğu)

20 05 2005

Çok iyi bi insanım. Melenk gibin bişiim. Neden diye sormayacağınızı bilsem de söylemek gerek geliyor içimde. Canım cananın kardeşim dün sınava girecek diye (malum ÖSS) ben de girdim. Ortaokul ve liseyi 1.likle bitirmiş bi insan olmam kendime olan güvenimi arttırsa da, kardeşimin benden kıvrak zekası, dereceleri, bu yaşta özel ders verebilitesi ve ailenin SON KESTİ kıvamlı parçası olması, sınava gireceğim okulun kapısında “burda ne b.k yiyorum lem” diye haykırmamı engelleyemedi. ÖSS ye girebilecek kıvamdaki görünümümle çevreden başı kapalı tezelerimin cık cık cık seslerini de içime alarak yine o zalak tebessümümle okula daldım. İşin saçma yanı, madem kardeşine moral vericen dümbelek, neden yanında diilsin kardeşinin. Sanki aynı sırada sınav olucaksınız. Ayrı şehirlerde çıktı sınav yerlerimiz. Tam zalak usulü.

Yavrucaklarım heyecan, korku, wc yapma telaşındayken ben sinir edici bi tebessümle sınıfa koyuldum ( hayır külliyat yalan die haykıramayacağım, utan(ANAM A)dığım, kendim zamanında sınava girerken WC korkusuyla kullandığım yaşlı pedi olayını annatmıcem. Benim zamanımda ÖSS ve ÖYS vardı, bilahare). Neyse sınav başladı. Benim zamanımda olmayan, iyiki de olmayan cep tel.imi inatla kapamayıp sessize aldım. Alakasız zamanlarda tel.imi kapatıp gizli dünyalara dalan ben neden bööle bi zalaklık içine girdim, anlamsızz… Direk sayısaldan girip ivmelenip geometriye kadar geldim, bi nefes alıp( sigaramdan, e yuh artık dana. daha neler…)geometriye de daldım. Vayy dedim bee, paslanmamışım. Velhasılkelam kasamıcam annatmaya o aradaki zıbıtlıkları annatmiim utanabilirim belllki.

Sınav bitti, kardeşi aradım. “Nasıldı lem?”, “ya” dedi “İTÜ fln herhal”. “OOOOlldu” dedim, “canım ben de işte Sütçü İmam bişi olurum”. Zuhahah modunda gülerken, kalçamda hissettiğim acıyla haykırdım. Arkama baktığımda gördüğüm ilk şee olan taksiciye ana avrat küfürle daldım. Eeee nolmuştu ki? Taksi çarpmıştı evt kçım yanından bi yere. Canım acıyodu ve gülüyodum. Bi şekil hemşerimsin moduyla sıyrıldım. Eve geldim, oturdum, akşam oldu yattım. Bu kadar.