arabada 5 evde 15

30 08 2006

son günlerimin güzide parçasıdır “arabada 5 evde 15″. “çakkıdı çakkıdı oynaşalım kız” ve “binlerce dansöz var” sükselerinden hayli zaman önce çıkış yapmış, direk halka karışmış, evlerimize kadar girmiştir. ”hoşuma da giderse, bedave!” diyerek kendini ispatlayan şarkının hikayesi bellidir, düşündürmez, kastırmaz, direk halka indirgenerek bünyeye girer, birebir hissettirir. eser, tarz olarak “köylü pornosu” başlığı altında gösterilse de, elektronik tarzın vazgeçilmez örneklerinden biri olmayı amaçlamıştır. düzenlemelerinde dj Emerson ve Jay Jay Johannson başta olmak üzere, Tiesto, dJ Food ve Mercan Dede bizzat destekte bulunmuşlardır. hatta ve hatta, eser sahibi Ankaralı Namık, şarkının 1989 yapımı “do the right thing” filminin “goya bean-eating, fifteen in a car, thirty in an apartment, pointed shoes, red-wearing, menudo, meda-meda puerto rican cocksucker” repliğinden çalıntı olduğu iddiası üzerine “bir arabada ve evde bulunan koltuk, kapı sayısı nın şarkısı bu abijim, ne dionus” açıklamasıyla dikkatleri üzerine çekerek halkın sevgisini ikiye katlamıştır. bu aralar namık’ın, cengiz budak’ın eşi nevriye budak ile ilişkisi olduğu söylentileri de alıp başını gitmiştir. banane! 

Cenabetiz‘in ruhuna düşünmeden işleyen bu nadide eseri geniş kitlelere ulaştırmayı görev bilir, “şu zamanın kızları bi sakıza öptürür” der, susarım.

yakacaksın sobayı
ısıtacan odayı
saat beşe gelince de
göreceksin pompayı

arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bedave!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse ağaya beleş!

oy kalçalar kalçalar
domatestir salçalar
ayten kafayı çekince
herkezden iyi çalkalar

tren gelir düttürür.
düdüğünü öttürür.
şu zamanın kızları
bi sakıza öptürür
kutusuylan alayım yavruuuuumm!!

ata vurdum belleme
gir koynuma terleme
her yanım senin olsun
okçuruma (!) elleme

mayosu var vakkodan
çok özenmiş yaradan
peşin param kalmadı
visa çekelim aradan





ben size vermiştim

23 08 2006

şirketimde enteresanlıklar bitmiyor. yine bir müşteri gelir. adam orta yaşlı, düzgün giyimli, efendi biridir. satışta bulunan bayan arkadaşım değerli müşterimizi süper bir sıcaklıkla merdiven başında karşılar.

-hoşgeldiniz efendim.

-hoşbulduk, nasılsınız?

-çok teşekkürler, ya siz?

-…

fiks. buraya kadar bir enteresanlık yoktur. standart muhabbet sonlanır ve derin bir sessizlik olur. sebep? müşteri temsilci arkadaşımız donakalmıştır. adama bakar bakar durur, hala bakar. sanki birşey hatırlamaya çalışıyordur. ve hatırlar sanırız ki. şöyle der adama:

-aaaa! (adam bakar şaşkınlıkla ve bayan arkadaşım devam eder) ben size vermiştim.

(adam donar, gözleri faltaşı)

- nasıl yani? der.

- eee, evet evet çok iyi hatırlıyorum, size vermiştim

-hayır vermediniz

-yok , yoook. 5 yıl kadar önce vermiştim

- hayır … hnm vermediniz diyorum, ya da ben hatırlamıyorum.

ahali yıkılır gülmekten, adam kendini zor tutar. her ne kadar inatla vermediniz dese de, sonunda kabul eder mecburen. zuahuahuaha. sevgili Türkçe’m işte:) kız* inatla müşteriyi tanıdığını anlatmak, ona ürün sattığını hatırlatmak için kendini paralamıştır ama nafile. karşıdaki erkektir ve kinayeli gülüşüne engel olunamamıştır.

-yok yoook, 5 yıl kadar önce…

-hmm.olabilir…:)mmmm…. :)

*yaş > 40





cursive – the recluse

22 08 2006

ne zamandır dinlenemeyen, artık güzellikle dinlenen, çello tınılarıyla ruha giren, recluse demenin yettiği, bünyeden kolay çıkmayan, ardı ardına çarpan, klibiyle içine girip daha korkulan, acı çeken vokalle birlikte “The worst is over…” dedirten…

oh christ,
i’m not that desperate am i?
oh no- oh god- i am.
how’d i end up here to begin with?
i don’t know.
why do i start what i can’t finish?
oh please,
don’t barrage me with questions to all those ugly answers.
my ego’s like my stomach- it keeps shitting what i feed it.
but maybe i don’t want to finish anything anymore..
maybe i can wait in bed ’til she comes home.
and whispers.

bızzz…yine bak aynı his:)





artık

22 08 2006

bilmiyorum, anlamıyorum… sesim çıkmıyo dışarı, içten içe bağırsam da… zaman akıyo. içimden gelmiyo, susuyorum.





hastasıyım…

15 08 2006

hastayım… sakarlığıma, megalomanlığıma, kararlılığıma, kin tutamayışıma, inatçılığıma, derin uykuya, yıldızlara, ay ışığına, hafif esen rüzgara, çalışmaya, müziğe, sahneye, şarkı söylemeye, aileme, cenabetize, O’na, gülene, güldürene, ilgiye, planlı yaşama, düzen içinde düzensizliğe, mesleğime, başarıya, denize, yüzmeye, Ege’ye, hissiyata, etkile(n)meye, unut(ul)mayanlara, sözünde durmaya, peşin paraya, çocuklara, ateşe, nikotine, alkolün kararlılığına, cıvımayana, iyi geceler ve günaydın mesajı yazana, kırmızıya, yaratabilmeye, yıkılmayana, alınmayana, bıkmayana, sinirlenmemeye, düşünmemeyi becerebilmeye, ukalalığa, cool olmayana, kçından anlamayana, meleklere, kanatlara, aklına esmeye, özgür ruhuma, kendime hastayım sonuna kadar….





korkuyorum…

15 08 2006

korkuyorum… üz(ül)mekten, kop(arıl)maktan, sar(ıl)maktan, kaçmaktan, uykuya dalmaktan, kabuslardan, ağlamaktan, ölümden, harca(n)maktan, yanlış anlaşılmaktan, yerinde saymaktan, geçen zamandan, insanlardan, telefonun her çalışından, hislerimden, düş kurmaktan, gerçeklerden, kaygılanmaktan, daralmaktan, geceden, sabah ezanından, güneşin yine doğmasından, her günün aynısından, kaybolmaktan, yalnızlığın bana daim olan aşkından korkuyorum hem de çok…





Tsubasa

9 08 2006

Bugün yabancı ve genelde izlemediğim bir kanalda beni geçmişe götüren ve güldüren bir çizgi diziye denk geldim. TSUBASA. Küçükken annemin yaptığı kek in yumurtalı-şekerli mayasının kalıba döküldükten sonra kalan kısmını, önce kaşıkla sonra parmaklarımla bin zevk alarak yediğim ve bitmesini lstemediğim dakikalarıma ortak çizgi film. Tsubasa, bitmek bilmeyen futbol aşkı insanı. 10 numaralı forması, rakipleriyle sonradan kurduğu dostluk ve aile yaşamının bir şekil içine katmasıyla beni büyülerdi. Büyülemek derken yine de çok çok sevdiğimi hatırlamıyorum ama bende bir etki bıraktığı kesindi. Kankası Taro ile attığı voleli goller falan allaaam. En bomba sahneleri, Tsubasa’nın gol atarken yavaşlayan hali ve ardından kaleye giren topun ağlarda 10 dk boyunca asılı kalması, yerçekiminin yalan olduğu anlar..:) O anlara işte cidden kıl olurdum, içim içimi yerdi. Dizi zamanının yarısı gollere giderdi resmen. Hadi artık ekranda hep aynı resim, bitsiinn diye dellenip dururdum ama bitmezdi işte. Golün sevinci ve önemli anları ağlara değen toptan ziyade, oyuncuların birbiri üstüne atlaması, sevinç haykırışları ve seyirci coşkusudur kardeşim. Ekrana bakıyoruz, ağ ve top! Eeee… Yine de anime nin önemli noktalarından olması ile dünya literatüründe başarılı bir örnek diip susmam lazım ) Tsubasa seni çok özledim…Annecim keklerini de:)

 İzleyelim

:)





Güzelmişti miydi?

7 08 2006

Alllaaam bu darlanmış gergin günümde beni güldürebilen bişi oldu. Ne mutlu… Sıcağı sıcağına yazıyorum, bilgilere…

Çalıştığım mekan sürekli insan sirkülesine sahip. Ortam ve ortama girip çıkan insanlar, genelde bayıcı, yorucu, beyin sevici olsa da, arada kendimce öte saçmalıklara ve enteresanlıklara şahit olup eğlenebiliyorum. Misal az önce… Olay şu;

gelen evli ekip, alacakları ürünler için önerilerimize kulak kabartıp yorum yaparlar, eleştirirler, beğenirler bişiler işte. Para sorunları yoktur. Beğenmeleri cidden içten olacaktır. Yeterince tiki modelinde, ağzı kayık seslere hakimlerdir. Her neyse, bi kaç öneri arasında gidip gelirken, içlerinden birinin eşi hanım, ayağa kalkar ve şöyle bir yorum getirir;

- …

- Rıfkııı! Bence bu güzelmişti yaa

- Hayır Serap az önce baktığımız daha güzelmişti

- E iyi o zaman bu olsun. Sen seç hayatım

- Zım-zım-zım….

Zuhuhauahauh… İnanasım gelmiyor ki bu, hanımın kendi söylemi diye “hımm olsun yaa” serzenişiyle kalırken ekibin ardı kesilmeyen tekrarla “hayır hayır bu güzelmişti” haykırışı kulaklarımı tırmaladı. “Nası yaaa” tepkisiyle şaşkınlığa düşsem de, evet böyle bir söylem var(mış). Ne demek ki bu, nasıl bişi yani.. ”Bilmediğim bişi mi acaba, böyle bişi belki de vardır ya cidden” diye düşünürken google şeysinden öğreniyorum ki, Bozcaada lı kesim böyle konuşurmuş. Enteresan ama süpermiş :) Ağızda böyle bi garip duruyo olsa da öyle işte… Rıfkı bakar mısın, bu daha mı güzelmişti ne dersin?  (hala devam ediyorlar, gülmemek gerek) Aslında bi daha düşününce. Hmmm.. Denebilir gibi sankim. Güzel, güzelmiş, güzeldi, güzelmişti…Hay aklım karıştı…





there isn’t any…

7 08 2006

Antik Yunan’da çıldırmış bir filozof der ki;

“Doğada matematiksel bir nokta yoktur örneğin. Çünkü matematiksel nokta boyutsuzdur, ne elle tutulabilir ne de görülebilir. Kalemi kağıda dokundurduğumuzda elde ettiğimiz “nokta” boyutludur, matematiksel nokta gibi boyutsuz değildir. Elektronun 3 boyutu ve az da olsa bir ağırlığı vardır. “İşten nokta!” diye gösterebileceğimiz bir nesne yoktur doğada. Bu kavram insanların uydurması/yaratısıdır.

Doğada matematiksel anlamda “doğru” da yoktur. Kağıdın üzerine çizeceğimiz bir çizgi hem sonludur, hem düz değildir, hem de birden fazla boyutu vardır. Kalemimiz ne kadar ince olursa olsun çizdiğimiz her çizginin belli bir genişliği ve kalınlığı vardır. Oysa matematiksel doğru bir boyutludur.
Doğada “sonsuz” da yoktur. Yaşadığımız evren sonludur. Evrendeki molelük atom foton sayıları sonludur. Kimse sonsuza kadar sayamaz, kimse sonsuzu gösteremez, kimse sonsuza gidemez, kimse sonsuzda olduğunu düşünemez. Düşlerimiz bile sonluda yer alır.

Doğada pi sayısı da yoktur. Çünkü pi sayısı 3,1415926535….. diye sonsuza kadar uzayıp giden (uzayıp gitmesi gereken) bir sayıdır. Virgülden sonra gelen sayılar belli bir düzene göre de yinelenmezler. Doğada sonsuz olmadığından, doğada pi sayısı da yoktur. Kimse pi yi tam olarak yazamaz. Pi sayısını bir çemberin çevresinin çapına bölünmesiyle elde edilen sayı olarak tanımlamak, pi’nin doğada olduğunu göstermez. Çünkü o işlemi yaptığımızda elde edeceğimiz sayı pi sayısı değil pi sayısına yaklaşık bir sayı olur. Kaldı ki doğada matematiksel anlamda çember de yoktur! Doğada “işte çember” diye gösterebileceğimiz bir nesne yoktur (dünya yuvarlak değidir, portakal yuvarlak değildir; doğada “bir noktaya eşit uzaklıktaki noktalar kümesi” diye bir şey yoktur, zaten nokta yoktur).

Doğada pi sayısı olmadığı gibi 0,99999999… sayısı da yoktur. çünkü sıfırdan sonra sonsuz tane 9 yazacak, bulacak zamanımız yoktur!

Doğada “1″ yoktur. Doğada olsa olsa “bir elma”, “bir armut” vardır; ama “1″ yoktur. Hatta doğada “bir elma” bile yoktur. Elmayla elmanın bulunduğu ortam arasındaki sınır belli değildir ki! Elmayla elmanın bulunduğu ortam arasında sürekli molekül alışverişi vardır. Örneğin çürümeye yüz tutmuş bir elmanın tam ne zaman elma olmaktan çıktığını söyleyebilir miyiz? Her şey değiştiğinden hiçbir şey aynı kalmadığından doğada “1″ yoktur. Doğada “1″ olmadığı gibi başka sayı da yoktur. Sayıları insanlar yaratmıştır.

Ya sıfır? Sıfır var mıdır doğada? Sıfır olmayan nesne sayısıdır. Olan nesneleri sayamadığımızı yukarda gördük, olmayan nesneleri saymak daha zor olsa gerek!
Matematiğin en temel kavramları doğada yoktur!”

Denmesi gerek şeyleri içimde tutuyorum :)